Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar

Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, kişinin düşünce içeriğinde, algılamasında, gerçekliği değerlendirme biçiminde ve davranışlarında belirgin değişikliklerle seyreden ruhsal durumları ifade eder. Zaman zaman herkes yoğun stres altında farklı düşünebilir ya da çevresini olduğundan farklı yorumlayabilir; ancak düşüncelerde belirgin bir dağınıklık, gerçek dışı inanışlar, olmayan şeyleri duyma ya da görme gibi belirtilerin ortaya çıkması ve bunların günlük yaşamı etkilemesi klinik açıdan önem taşır. Bu süreçte kişi çevresinde olanları farklı anlamlandırabilir, kendisini tehdit altında hissedebilir, düşüncelerini toparlamakta zorlanabilir ve gündelik işlevselliğinde belirgin bir bozulma yaşayabilir.
Psikotik belirtiler çoğu zaman sanrılar, varsanılar, düşünce ve konuşmada dağınıklık, davranışta belirgin değişiklikler ve içe çekilme gibi farklı alanlarda kendini gösterebilir. Kişi bazen başkalarının duymadığı sesler duyabilir, çevresindeki insanların kendisine zarar vereceğine inanabilir ya da olaylar arasında gerçekte olmayan bağlantılar kurabilir. Bazı kişilerde konuşma ve düşünce akışı belirgin biçimde dağılırken, bazı kişilerde duygusal ifade azalabilir, motivasyon düşebilir, sosyal ilişkilerden geri çekilme ve günlük öz bakımda azalma görülebilir. Bu nedenle değerlendirme sürecinde yalnızca belirgin psikotik belirtiler değil, işlevsellikteki azalma, sosyal geri çekilme ve bilişsel zorlanmalar da dikkate alınır.
Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar tek bir biçimde görülmez. Bazı kişilerde şizofreni ön plandayken, bazı kişilerde kısa süreli psikotik ataklar, sanrısal bozukluk, şizoaffektif bozukluk ya da başka bir ruhsal ya da bedensel durumla ilişkili psikotik belirtiler görülebilir. Özellikle şizoaffektif bozuklukta psikotik belirtilere depresyon, mani ya da hipomani gibi duygu durum belirtileri eşlik edebilir. Bu nedenle değerlendirme sürecinde yalnızca belirtilerin varlığı değil; ne kadar sürdüğü, hangi dönemlerde arttığı, duygu durum belirtileriyle birlikte olup olmadığı ve kişinin yaşam kalitesini nasıl etkilediği ayrıntılı biçimde ele alınır.
Çoğu zaman kişi ya da yakın çevresi yaşanan değişimleri “aşırı stres”, “çok düşünmek”, “şüphecilik”, “içe kapanma” ya da “garip davranışlar” şeklinde yorumlayabilir. Oysa şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar irade eksikliği ya da kişilik zayıflığı değildir. Araştırmalar bu tabloların ortaya çıkışında biyolojik yatkınlık, genetik özellikler, çevresel etkenler, stresli yaşam olayları ve bazı durumlarda madde kullanımının rol oynayabileceğini göstermektedir. Kişi yaşadığı belirtilerin gerçek dışı olduğunu her zaman fark etmeyebilir; bu nedenle yardım arayışı gecikebilir ve belirtiler zamanla daha yıpratıcı hale gelebilir.
Tedavi sürecinin ilk adımı doğru değerlendirmedir. Çünkü psikotik belirtiler bazı duygu durum bozuklukları, madde kullanımına bağlı durumlar, travmatik yaşantılar, bazı nörolojik ya da bedensel hastalıklar ve farklı ruhsal tablolarla karışabilir ya da birlikte görülebilir. Şizofreni tanısı için tek bir laboratuvar testi yoktur; değerlendirme, belirtilerin niteliği, süresi, seyri ve işlevsellik üzerindeki etkisi üzerinden uzman değerlendirmesiyle yapılır. Bu nedenle kişiye özel bir değerlendirme ile hangi belirtilerin ön planda olduğu, ne zamandır sürdüğü ve en uygun tedavi yaklaşımının ne olacağı belirlenir.
Tedavide amaç yalnızca akut belirtileri azaltmak değildir. Aynı zamanda kişinin gerçeklikle bağını güçlendirmek, işlevselliğini korumak, yineleme riskini azaltmak, günlük yaşam becerilerini desteklemek ve sosyal uyumunu artırmaktır. Bu süreçte ilaç tedavisi çoğu zaman temel bir yer tutar; buna ek olarak psikoeğitim, destekleyici görüşmeler, psikoterapi yaklaşımları, aileyle iş birliği ve düzenli izlem tedavinin önemli parçalarıdır. Tedavi planı belirtilerin şiddetine, süresine, eşlik eden durumlara ve kişinin bireysel ihtiyaçlarına göre şekillendirilir. Erken değerlendirme ve düzenli takip, seyri olumlu yönde etkileyebilir.
Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar tedavi edilebilir ve düzenli izlem gerektiren durumlardır. Kişide gerçeklikle bağda zorlanma, olmayan şeyleri duyma ya da görme, belirgin kuşkuculuk, düşünce dağınıklığı, davranış değişiklikleri, içe çekilme ya da işlevsellikte düşüş gözleniyorsa profesyonel destek almak önemlidir. Uygun tedavi ile belirtilerin kontrol altına alınması, kişinin yaşam kalitesinin artırılması ve daha dengeli bir yaşam sürdürmesi mümkün olabilir. Özellikle kendine zarar verme riski, ağır ajitasyon, belirgin gerçeklik kaybı ya da güvenliği etkileyen belirtiler varsa gecikmeden profesyonel değerlendirme alınmalıdır.
